Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Rıfat Ilgaz  (Okunma Sayısı 80 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DaRKNiGHT
Ziyaretçi
« : 08 Haziran 2008, 06:40:41 »

Rıfat ILGAZ
( 1911 - 1993 )

HAYATI:

  1911 yılında Kastamonu Cide'de doğdu.Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nü 1938'de bitirdi.1939'da İstanbul'da öğretmenliğe başla-
dı. 1940'da Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi. 1943'te ilk kitabı "Yarenlik"i yayınladı.Şiirleri olağanüstü bir ilgi
gördü.Ocak 1944'de "Sınıf" adlı şiir kitabı çıktı.Sıkıyönetim kararı ile toplatıldı.1950'li yıllarda gazetecilik yapmaya baş-
ladı.Ocak 1953'te "Devam" adlı şiir kitabını çıkardı ve bu kitap da toplatıldı.
  1961 Anayasası yürürlüğe girdikten sonra kendi adıyla yazı ve şiir yayınlama özgürlüğüne kavuşan Rıfat Ilgaz, 1970'te Basın
Şeref Kartı'nı aldı. 1974'te emekli oldu. Cide'ye yerleşti. 12 Eylül 1980 döneminde gözaltına alındı. 70 yaşında gerekçesiz
sorguya çekildi ve 1 aydan fazla gözaltında kaldı.
  Tutukluluğu sona erince ölüm tarihi olan 7 Temmuz 1993'e kadar İstanbul'da yaşadı.

ESERLERİ:

Yarenlik (1943)
Sınıf (1944)
Yaşadıkça (1948)
Devam (1953)
Üsküdarda Sabah Oldu (1954)
Soluk Soluğa (1962)
Karakılçık (1969)
Uzak Değil (1971)
Güvercinim Uyur mu (1974)
Kulağımız Kirişte (1983)
Ocak Katırı Alagöz (1987)
Bütün Şiirleri (1983)


 
Logged
DaRKNiGHT
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 08 Haziran 2008, 06:41:18 »

ALİSİM

Kasnağından fırlayan kayışa
kaptırdın mı kolunu Alişim..
Daha dün öğle paydosundan önce
Zilelinin gitti ayakları,
Yazıldı onun da raporu
ihmalden..
Gidenler gitti Alişim,
Boş kaldı ceketin sağ kolu.
Hadi köyüne döndün diyelim,
tek elle sabanı kavrasan bile
Sarı öküz gün görmüştür,
Anlar işin iç yüzünü
üzülme Alişim, sabana geçmezse hükmün
Ağanın davarlarına geçer.
Kim görecek kepenek altında eksiğini
kapılanırsın boğaz tokluğuna.
Varsın duvarda asılı kalsın bağlaman
beklesin mızrabını.
Sağ yanın yastık ister Alişim
sol yanın sevdiğini.
Kızlarda emektar sazın gibi
Çifte kol ister saracak



AYDIN'MISIN..

Kilim gibi dokumada mutsuzluğu
Gidip gelen kara kuşlar havada
Saflar tutulmuş top sesleri gerilerden
Tabanında depremi kara güllelerin
Duymuyor musun..

Kaldır başını kan uykulardan
Böyle yürek böyle atardamar
Atmaz olsun
Ses ol ışık ol yumruk ol
Karayeller başına indirmeden çatını
Sel suları bastığın toprağı dönüm dönüm
Alıp götürmeden büyük denizlere
Çabuk ol..

Tam çağı işe başlamanın doğan günle
Bul içine tükürdüğün kitapları yeniden
Her satırında buram buram alınteri
Her sayfası günlük güneşlik
Utanma suçun tümü senin değil
Yırt otuzunda aldığın diplomayı
Alfabelik çocuk ol..

Yollar kesilmiş alanlar sarılmış
Tel örgüler çevirmiş yöreni
Fırıl fırıl alıcı kuşlar tepende
Benden geçti mi demek istiyorsun
Aç iki kolunu iki yanına
Korkuluk ol...



BIRAZ DAHA SABIR

Gözünü yıldırmasın karakış,
Altında sağlama yatağın
Hastanede sıran var.
Ne kaldı ki şurada,
Ekim, Kasım, derken Aralık
Sabrın tükenmezse eğer,
Heybelide'sin bahara doğru.
Bilirsin can boğazdan gelir
Senin neyine şu bakır mangal
Çıksın çadırcılara.
Bilmem işine yarar mı artik,
Şu duvardaki palto,
Yok işte çalışmaya dermanın
Hele otursun şu barış yerine,
Sık dişini..
Her şey düzelecek yakında,
Her şey yoluna girecek
Doktor kapına gelecek,
İlaçlar ayağına.
Bakma kesildiğine terkosun
Serbet akacak çeşmelerden!
Bu sıcağa kar mı dayanır,
Dirilirsin bayrama varmadan
Kalkarsın ayağa.
Sıtmalı kızının
Doya doya öpersin yanaklarını.
Biraz daha sabır, aslanım,
Biraz daha sabır...



PARMAKLIGIN OTESINDEN

İnsanları alabildiğine sevmeyi,
Bırakmazlar yanına.
Böyle çekersin cezasını
Üç duvar bir kapı arasında;
Onlardan ayrı
Böyle onlardan uzak.
Yasak sana,boylu boyunca sokaklar,
Bahçeler ,yalı kahveleri.
Dostlara şimdi mektup değil,
Bir selam yasak
Kapılar demir sürgülü,çifte kilitli,
Kapalı ,hürriyete giden yollar
İçerdeki içerde mahzun,
Dışardaki dışarda.
Buradaki her şey sade
Ekmek ve su,düşünceler.
Emirler çeşitli
Kapıda kilik,emir,
Uzakta düüdk,emir,
Emir,dışarda dikilen nöbetçi.
Hürriyeti çoktan unuttum,
O yemyeşil masalların kızıdır
Eskiden sevilmiş.
Bir ince hastalıktır olsa olsa,
O şimdi ciğerlerimde.
Şu pencereye verdim kendimi,
Bütün üzüntülere karşılık,
Boğazın suları üzerinden
Karşı sırtlara açılmış pencereye.
Üsküdarı bilmezdim eskiden,
Burada ısınıverdi kanım.
Vurgunum şu Kızkulesine
Ne de şirin görünüyor
Uzaktan Karacaahmet
Hiç de söyledikleri gibi değil,
Bana düşündürmüyor ölümü...

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: