Sayfa: [1]   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: Uğur Arslan  (Okunma Sayısı 88 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
DaRKNiGHT
Ziyaretçi
« : 16 Nisan 2008, 10:49:37 »



ZOR YILLAR

Acılardan bir türkü düşünce yüreğime
Yetmiyor sevda sözleri yaralanmış ömrüme
Sığınaklar aramak kederli şarkılarda
Biraz daha yitip gitmek yıpranan dostluklarda

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar

Uykusuz gecelerde sarıveren kaygılar
Kuşkuyla gözlediğin o ölüm dolu sokaklar
Eksildi ömrümüzden umut dolu o yıllar
Siz miydiniz bizler miydik yorgun düşen kuşaklar

Yaralayan sözler sözler gibi
Silinmeyen izler izler gibi
Birbirini gözler gözler gibi
Zor, zor yıllar



BAZEN

Bazen çıkardım
Fenerden
Hiç... Öylesine
Önce kalbime
Sonra ayaklarıma
Bırakırdım
Gideceğim yerin seçimini

Ve bir kaç saat sonra
Ulaştığım yer hep aynı olurdu
Eski cumbalı ahşap evlerin bulunduğu
Kesme kaya caddeli dar sokaklar

Çocukluğum gelirdi buralarda aklıma
Belki ondandı
Önlüğüm
Hiçbir zaman bembeyaz
Ve ütülü kalamayan yakalığım
Kendimden ağır okul çantamla
Çıktığım yokuşları, çıkmaz sokakları
Dolaşırdım

Bazen
Her pazartesi sabahı
Ve cuma günleri esas duruş
Avaz avaz çınlardı kulaklarımda
Türküm, Doğruyum, Çalışkanım...

Sonra
Okul çıkışı simitçiler
Macun ve pamuk helva fasılları
İki buçuk liraya iki gofret
Ve bir gazoz içtiğim günler
Ve top oynadığımız
Çöplük bozması arka bahçe

Çocuk olmak güzeldi
Çocukluğunu yaşayabildiğin sürece...

Çocuklar görürdüm
Kendi küçüklüğüme benzeyen
Sokak aralarında

uzaktan izlerdim
Ve izlerken çocuk olurdum
İster istemez

Eskiden daha mı güzeldi herşey
Yoksa çocuk olduğumuz için mi öyleydi.

Ama birşeyler eksikti
Belki de
Eski renkler



BENİ SANA YÖNLENDİR

Telefon numaranı bana yönlendir bundan sonra
Arayan benden duysun sesini
Ben anlatayım her günün, bütün ömrünün efsanesini
Bütün hilelerini benden bilsinler senin
Bütün yalanlarını ben söyledim sevdaların
Her ayrılığın fâiliyim bundan sonra
Ben yalancı, ben zalim, ben kaçak
Ben sözünde durmaz, ben kazandığı gün çekip giden...
Benden bilsinler; Ben her hikayenin katili.
Gamzelerine astığın suçluluğu,
Gençliğimin firâri fikrine yönlendir
Arayan benden sorsun tarihinin ağır günahlarını
Bırak benden bilsinler bu ayaklanmayı
Bütün ipuçlarını bende arasınlar bu eylemin
Bende kurulsun adaletin mahkemesi
Yakınların çeksinler ipimi
Sen yine yalancı şahit, meçhul tanık
Sen hep olduğun gibi kal yani.
Sen yine bana ödet,
Harcadığın bütün kıymetli değerlerin bedelini
Benden bilsin herkes hayata taktığın borçları
Ben bağladım masumiyeti haraca
Ben kestim bütün sevmelerin yüklü hesabını
Aşkın sesini duyduğumda kaçacağım ben
Ben bütün uyruksuz oyunların öz vatanı
Ben yalnızlığın acı sitemi
Ben eylemci, ben firâri, ben yok!
Silah kullanmam hiç. Aldatırım ben
Sen dünyanın bütün denizlerini, kuraklığının terkisine yönlendir bundan sonra
Özleyen bende baksın gözlerinin mavi demine
Bırak benden bilsinler sulak yerleşim bölgelerine giden toplu göçleri
Çağların bütün savaşlarında beni yensinler
Bende arasınlar dünyanın aşka açlığının ekolojik nedenlerini
Sen ölü kuşların kanatsız ruhlarına takılıp cennete git.
Sen yine yalan söyle.
Sen ihanet et her sevgiye yine
Sen kavgalarımın ilk tokadını atıp kaçıver kalleşçe
Sen sancı ol, deliliğimin koğuşu ol.
Yokluk ol sen yine
Benden bilsinler bu evin viraneliğini
Ben yıktım duvarlarını bütün binaların
Ben korktum yüreğimi açık etmekten
Kaçtım iste bir aşkın esaretine düşmekten
Kaçtım iste
Bütün gidişlerin sebebiyim aslında
Ben korkak, ben deli, ben tokatçı.
Ne kadar asil bir eylem de olsa
Boyun eğilmez aşka!
İçimde esaretin kütlesini duyumsadığım an
geçerim verdiğin her güzellikten.
Ben asırlık sevdaların kelepçesine tüneyen
hain kusun ta kendisiyim.
Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana
Sen en iyisi beni sırtımdan vurmakla kal
Yalnızca benden götürdüklerinden ibaret dur orada
Yalnızlığımın bas ağrıları gibi kal aklımda
Sen bana hiçbir şeyini yönlendirme sakın
Sen aslında kendini benden sakın
Hiçliğine alışmak mümkün gibi
Sigarayı bırakmak gibi yani
alışkanlığını üzerimden silkelemek
Yani ilk gün çıkmıyorsun aklımdan
İkinci gün daha çok özlediğim de doğru
Diğer günlerin halini hatırlamıyorum bile
Bildiğim bir şey var lakin;
hala ara sıra sigara gibi sabrımı yokladığım.
Dumanımda bir görünüp kaybolduğum
Sen en iyisi hiçbir şeyini yönlendirme bana
Batak sularımda devir dur
Ara sıra ufkumda görünüp, kır dümenini sonra
İnsanlığımın tarihine çektiğin bıçağı taşıyamıyor gururum
Yokluğuna alışmayı sanki daha hassasiyetli buluyorum
Sen en iyisi benden uzak dur
Ben yalnızlığın acı sitemi
Ben eylemci, ben firâri, ben yok!
Silah kullanmam hiç aldatırım ben! .
Logged
DaRKNiGHT
Ziyaretçi
« Yanıtla #1 : 04 Mayıs 2008, 10:27:23 »

BENİ TANIRSIN SEN

Çok zamansız zamanlardan geçtim
Samanı mayalanmadan saklanmış zamanlardan.

Beni tanırsın sen!
Vaatlerin yanar döner hiçliğini,
Dağları ateşe veren arzuların kalleşliğini,
Masumiyetin can yakan dönekliğin bilmişliğim de
Aynı zamanlardan...

Çocukluğumdan da uzak şimdi
Sevdaya hasretliğim
Aşkta kaybetmeyi marifet bilmişim
Ve yüreğimin limanına sokulan her kadını
Seve seve kaybetmişim.
Ben bana gelene değilde
Nedense hep benden geçene yeltendim
Bir yanım günaha
Bir yanım acıya öykünürdü
Aklıma hep düşende
Düşünüm gül yüzüydü...

Beni tanırsın sen!
Acının tadını sigarayla sevdim
Sigarasız acılar çekemedim
İçinde yar olmayan şarkıları ezberlemedim
'Sigaramın dumanı, yoktur yarin imanı'
Bütün hüzzam sözleri sanki ben besteledim.
Ud oldum, kanun oldum
Sadece ve ancak tellerime vuruldukça inledim
Unutamadığım en güzel şarkıydı keza
Bana ağladığın efkarlı sesin...
Bak gülüm!
Sen bilirsin
Mardin'de unuttuğum gençliğim
Mardin'de yandığım cehennemim
Gözünü sevdiğim, gamlı yarim
Mardin'in yasında son nefesim

Beni tanırsın sen!
Küfür ederken de utanmadım
Ciğerlerimi patlatıp ağlarken de
Bir, seni seviyorum derken kızarırdı cemalim
Hala da içimden sevmeyi tercih ederim.

Beni bilirsin sen!
Ne param kaldı ne anam kaldı yitirmediğim
Hep söylerim, benim kaybetmişliğim doğuştan
Ne dostlarım, ne şen mahalle
Sadece biri vardı mazide
Bileceksin adını sende
Bilecek adını herkes
İnan hiç kimse değil
Bir o kaldı geçmişin içinde
24 yıl yaslı Mardin'e uğramadım
Ayrılıkların anasını belledim
Adam gibi bir ayrılık daha görmedim.

Çok zamansız zamanlardan geçtim
Samanı mayalanmadan saklanmış zamanları bildim
Yangınım aşkların anasını satmışlığımdı benim

Bak gülüm!
İnanma sakın! !
Zaman her derde derman değil
İçinden zaman geçmeyen yaralar var
Zamanın uğramadığı diyarlar.



BİR ÇİÇEK ALDIM

Dün gece yine yalnızdım
Sokağa çıktım
Ve kendime bir çiçek aldım
Kendim almamış gibi yürüdüm sokaklarda
Ve yalnız değilmişim gibi düşündüm
Ama her gece gibi
Dün gece de yalnızdım
Ve kendime bir çiçek aldım
Bir saat geri alınmış saatler
Ben geri almadım
Ve bir saat daha yalnız kalmadım
Bir masaya oturdum
İki çay ısmarladım
Ben içtim
sen soğuttun
sana söyleyeceğim her şeyi yuttum
çok dert etmedim
çünkü yoktun
dün gece yine yalnızdım
rahat ağladım
yokluğundan gizlemedim gözyaşlarımı
ve lambaları hiç karartmadım
dün gece
her gece gibi yalnızdım
sokağa çıktım
ve kendime bir çiçek aldım
sen sandım
Koklamadım



DENİZ FENERİ

Sen Deniz Feneri
Hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğun
Çocukluğun yıkık kentlerde
Ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti.
Okuma yazmayı öğrendiğin
Gazetelerdeki terör sayfaları
Ve Haliç tersanelerinde korsanlar
Evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar...

Her sokağın başında anaların isyanı dururdu
Ve günler kısa ama geceler uzun olurdu.
Bir kurşun bir liraya
Ve bir hayat bir kurşuna mal olur,
Senin doğduğun yerlerde
İnsanlar can evinden vurulurdu.

Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dimdik delikanlısı
Yavuz zırhlısında deniz piyade eri
Yetmiş ikiye dört çakı gibi asker
Arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
Ve giderken bıraktığı sevdiğini döndüğünde bulamayan...

Yıkar mı bizi bu sevda!
Bir aşk delikanlıyı bozar mı be adam?

Hadi kalk!
Eski günlerde olduğu gibi
Karanlığa yine ışık yak!

Arka bahçedeki mahalle kavgalarında
Kaşına sapan taşı geldiği günden beri
Hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri
Can dostum ve kan dostum
İster kalbine gömdüğün sevdamın aşkına
İster Allah'ın aşkına
Kalk bir ışık yak ve bir kor düşür yüreğimize
Savaşmak ne güzel bir şey uğruna
Ve yeniden âşık olmak...

Ve Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dürüst delikanlısı
Kalbine gömdüğün aşkın
Gönlündeki sevdan ve aydınlık gözlerinle
Senin işin karanlığa korkuturcasına bakmaktı
Ve sana en yakışmayan şey ağlamaktı.

Deniz Feneri
Unutmadık o günleri
Sevdamız yüreğimizde gizli kalır
Ve mahallenin kızına âşık olmak
Ayıp sayılırdı
Bir kıza âşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı
Ve dünya dedikleri şey yalandı...

Paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
Ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
Silah çekmek ve tespih sallamak değildi delikanlılık
Tespihi çekmek, silahı saklamaktı
Yazık...
Gün geldi delikanlılık kabadayılığa yenildi
Sonra üç kuruşa satılan sevdalar ve ucuz aşklar
Artık senin işin değildi...

Sen Deniz Feneri
Sarayburnu'nun dik ve yitik delikanlısı
Ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
Ne de geleceğe satılan aşklar

Sen doğarken bir ölüm şaşkınlığıyla
Gökyüzüne uzanmış düşmanlık türküleri
Suçüstü yakalanırken en güzel umutların
Gözlerini bir ihanet anında açmışlığın
Ve yakmışlığın gecenin karanlığına en derin aydınlığını

Hey Deniz Feneri!
Parayla satın alınamayacak aşkların sevdalısı
Çektiğin çileleri özenle saklıyorsun seyir defterinde
Sarayburnu'nun dimdik ve yakışıklı delikanlısı...

Gidiyorsun belki Deniz Feneri
Sana 'kal' diyemem giderken
Sevmek kadar ölmek de kader
Ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere
Gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Nâmın yürüsün
Ve sen ölsen bile bir gün
Nâmın yürüsün...
Logged
DaRKNiGHT
Ziyaretçi
« Yanıtla #2 : 04 Mayıs 2008, 10:27:54 »

ER MEKTUBU

O elinde tuttuğun zarf
bir ihanet anında örülmüştür
Ve zarfın içindeki kağıt
er mektubudur görülmüştür
Doğum günüm bu gün 3 Aralık
Ve şafak karanlık
Bu mektubu sana yazıyorum anne
Dün sevdiğimle ayrıldık
Son mektubuymuş bana yazdığı
Bir daha yazmayacakmış
Demek sevda ayrılığa bir ay dayanırmış
Ve asker ocağında terkedilmek de varmış

Bu mektubu sana yazıyorum anne
Bu gün doğum günüm 3 Aralık
Ve şafak karanlık

3-5 nöbetindeydim dün gece
Bir şarjörün boşluğunda içtim son sigaramı
Ve yorgan gibi üstümü örttü kar siperde
Sabaha karşı biraz içim geçmiş
Hayalin gözümün önüne geldi anne
Kızkardeşimi de verdiğinden beri sevdiğine
Bir ben bir de sen kaldın geriye

Üzülme anne üşümüyorum
Bekliyorum elim tetikte
Bekliyorum memleketi ve seni
Ve artık beklemiyorum beni beklemeyen sevdiğimi
Beklemiyorum yüreğimi ve aşkımı
Soğuk siperde yalnız bırakan sevgiyi
Ve bekliyorum anne elim tetikte
Eğer girerse menzile vurup öldüreceğim
Hem aşkı hem sevgiyi

Geçen gece karakolu bastılar
Kurşunlar yağmur gibi yağdı üzerimize
Garip gelecek belki sana ama
Ortalık bayram yeri gibi oldu anne
Biliyormusun o an hiç korkmuyorsun
Herkes kendini bir sipere atıyor
Ve gecenin karanlığında kurşun yerine
Işıl ışıl yıldızlar yağıyor sanki üzerimize
Ve ölüm bile aklımıza gelmiyor anne
Canlar canlar gidiyor
Gidiyor canlar
Ve kimbilir ne zaman bahar



NAMIN YÜRÜSÜN

hüzünlü bir kış günü başladı yolculuğum
çocukluğum yıkık kentlerde
ve kesme kaya caddeli ahşap evlerde geçti
okuma yazmayı öğrendiğim gazetelerdeki terör sayfaları
ve haliç tersanelerinde korsanlar
evden çıkarken vedalaşırdı babalarla evlatlar
her sokağın başında anaların isyanı dururdu
ve günler kısa
ama geceler uzun olurdu
bir kurşun bir liraya
ve bir hayat bir kurşuna malolur
benim doğduğum yerlerde insanlar can evinden vurulurdu
sen sarayburnunun dimdik delikanlısı
yavuz zurhlısında deniz piyade eri
yetmişikiye dört çakı gibi asker
arkadaşının kaza kurşunu izini sırtında taşıyan
ve giderken bıraktığı sevdiğini
döndüğünde bulamıyan
yakar mı bizi bu sevda?
bir aşk delikanlıyı bozar mı?
hadi kalk
eski günlerde olduğu gibi
karanlığa yine ışık yak
arka bahçedeki mahalle kavgalarında
kaşına sapan taşı geldiğinden beri
hani kanına kanımı sürdüğüm o günden beri
can dostum ve kan dostum
ister kalbine gömdüğün sevdanın aşkın
ister Allahın aşkına kalk
bir ışık yak
bir kor küşür yüreğimize
savaşmak ne güzel bir şey uğrunda
ve yeniden
yeniden aşık olmak
unutmadık o günleri
sevdamız yüreğimizde gizli kalır
ve mahallemizin kızına aşık olmak ayıp sayılırdı
bir kıza aşık olmak bir de parkayı çıkarmak haramdı
ve dünya dedikleri şey yalandı
paranın geçmediği günler vardı gençliğimizde
ve namerdin yıkamadığı mertliğimiz
silah çekmek ve tesbih sallamak değildi delikanlılık
tesbihi çekmek ve silahı saklamaktı
yazık
gün geldi nasıl da azaldık
sonra üç kuruşa satılan arkadaşlıklar ve ucuz aşklar
artık bizim işimiz değildi
ah sarayburnunun dik ve yitik delikanlısı
ne geçmişten yükselen ağıtlar anlıyor seni
ne de geleceğe satılan aşklar
gidiyorsun belki
sana kal diyemem giderken
sevmek kadar ölmek de kader
ama giderken bile ışığın yol göstersin kayıp gemilere
gözlerin gökyüzünü aydınlığa bürüsün
ve sen ölsen bile bir gün
namın yürüsün...



SEN VE BEN

herkes dört gözle tatili beklerdi
bense okulların açılmasını
çünki seni görmek vardı koridorlarda
ve bana güleceğib günü beklemek.

ben okul bahçesindeki ağaca,başharflerimizi
sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben sırama isimlerimizi
sen kalbime ilk aşkı yazmıştın.

senden sonra sana yazdıgım şiirlerden
haberin bile yok
ve yağmur yüzüme vuruyor
ve soğuk.

okuldan sonra
herdolma kalem,her lacivert kravat
her beyaz gömlek ve yakalık
ve her 12 aralık
sen gelirsin aklıma
çocukluk işte,belkide ilk AŞK
belkide ilk delilik.

seversin demiştin ya hani bundan sonrada
inanki okadar kimseyi sevemedim
ve o iki kelimeyi senden sonra kimseye
ama kimseye söyleyemedim.

belki hiç olmadın benim için
belkide azdın
ama olsun
ben hep sana şiirler yazdım.

ceketimi ve kravatımı saklıyorum hala
birinin üzerinde tebeşir
birinin üzerinde ayran lekesi
ve SENİ SEVİYORUM HALA
elmayıda, havayıda, suyuda

ve bilmeni istemiyorum hala
sana şiirler yazdığımı
ve bilmeni istemiyorum bütün bunları
çünki herşey böyleyken güzel
en dokunulmamış,en yaşanmamış
ve ne tadılmamış haliyle.

bir sahilde elele dolaşılmamış
ve bir kafede çay içilmemiş haliyle
herşey
böyleyken güzel belkide

ama sen gönlüme sevadanın adını yazmıştın
ben aşkına tutulmuş bir deli candım
sen gönlüme sevdanın adını yazdın
ben aşkına tutulmuş seni ararım.
Seni Seviyorumm.
Logged
DaRKNiGHT
Ziyaretçi
« Yanıtla #3 : 04 Mayıs 2008, 10:28:22 »

URFALI

urfanın etrafı dumanlı dağlar
yüreğim yanıyor aney
içerim ağlar
urfanın etrafı dumanlı dağlar
o dumanlar içimi kaplar
gezme ceylan bu dağlarda
seni vururlar
seni vuran kurşun benim yüreğim dağlar
ve sevdam karalar bağlar
urfalı
ayağı kabaralı kunduralı
benim sevdiğim başkasının gelini
bu değildir sevdamın bedeli
ağa kızı paşa kızı
beni hor mu görürsün
kır atının üstünde gurbete mi yürürsün
yakışmadı ihanet edişin
yakışmadı ihanet edişin ve gidişin
bir yiğidi bırakıyorsun ardında giderken
yaralı bir yiğidi
can çekişen kır at gibi
bu yiğidi vurmalı
keremi aslı yaktı
beni de sen urfalı
göresim gelir kör olduğumu ve ölesim
dumanlı dağlarda vurasım gelir kendimi
yada mecnun olasım
ağa kızı paşa kızı
ele gelin giderken bu yiğidi vurmalı
ferhatı şirin yaktı
beni de sen urfalı
urfalı
ayağı kabaralı kunduralı
benim sevdiğim başkasının gelini
bu değildir sevdamın bedeli
ibrahimi yakan ateşler var içimde
fıratın suyu az gelir
urfanın etrafı dumanlı dağlar
o dumanlar içimi kaplar
durma ceylan bu dağlarda durma seni vururlar
seni vuran kurşun benim yüreğim dağlar
ve sevdam karalar bağlar
yakışmadı ihanet edişin
yakışmadı ihanet edişin ve gidişin
bir yiğidi bırakıyorsun ardında giderken
yaralı bir yiğidi
keremi aslı yaktı beni de sen urfalı
urfalı
başında al duvağı
ayağı kabaralı kunduralı
gel vur gitmeden
gitmeden bu yiğidi vurmalı
ferhatı şirin yaktı
beni de sen beni de sen urfalı



YOLLAR

yollar
yorgunum
rüzgarli kasabanin çalisi
çam kokulu daglarin rüzgarsiz yagmuru
beni artik durdurun
yorgunum
on bes mayis doksan sekiz
viran sehire bes kala

yollar
yorgunum
asfalt rengi bir çayin deminde ilerliyorum
önümde yüzünü benden saklayan bir dag
bitkin bir adam dikiz aynasinda
tende biraz solgunum
yorgunum
yedi haziran erciyes hala yüzünü sakliyor

yollar
yorgunum
bir anne çigligi
enkaz altindaki üç yavruya
hastane koridorunda
hinca hinç yigilmis cansiz bedenlere
basmadan ilerliyorum
acidan yorgunum
ne olur beni durdurun
17 agustosun ertesi
sehir ölümü yorgan gibi örtünmüs

yollar
yorgunum
gri renkli bir ülkeden dönüyorum geriye
dönüsüm sebepsiz
bekleyenin yoklugundan belki
belki de yalnizligin soguklugundan
yollar içimi isitiyor
bende durmak yok
beni bensiz durdurun
durmazsam vurdurun
sunu bilin ki yorgunum
ondört nisan
yagmurlu günün öksürüklü sabahi

Logged
Sayfa: [1]   Yukarı git
  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: